6 Haziran 2014 Cuma

Kursk Denizaltı Kazası - 2000


Yaşım elverdiğince hatırlayabildiğim tek denizaltı kazasıdır Kursk. Kuzey Buz Denizi yakınlarında batan Rus denizaltısının hikayesidir bu. Günlerce televizyonda, kurtarılamayacaklarını bildiğimiz insanların nasıl kurtarılamadıklarının hikayesi. Patlamalar sonrasında içinde yaşayan mürettebat olduğu halde imkanlar elvermediği için kendi haline terk edilen. Yeri, yurdu, mürettebatı bilinen fakat işin fıtratında var olan! bir kurtarılamayış hikayesi. 

Geçtiğimiz günlerde Kursk' un kalıntıları çıkarıldı. Ne sebeple bilmiyorum ve merak da duymuyorum. 

Tek hatırladığım o günlerde Büyük Rusya'nın kimsenin yardımına muhtaç olmadan bu kurtarma işini yapabileceğini tüm dünyaya ilanı ve mürettebat yakınlarının yakarışları.

Üzerinden 15 sene geçmiş, anıtlar, taziyeler ve bir kaç ton metal. Hepsi bu. 

Ben bunları niye anlattım? 

Denizaltıları seviyorum. Terk edildikleri yerden bir adım bile oynamadan kalıyorlar. İçinde türlü işkence, yakıcı gaz, toz, hayatlarla.
Sonra bir gün her ne sebeptendir bilinmez yattıkları yerden dürtülerek uyandırılmaya çalışılıyorlar. 





2 Haziran 2014 Pazartesi

Beşiktaş Sen Benim Herşeyimdin

"...Kendimi küçüklüğümden beri hep birilerine benzetirdim.. Ninja Kaplumbağacılık oynama, gol atınca "Feyyaz vurdu gol oldu" diye sevinçler edinmiştim. Fenerli olsa da Gerson’ la Rıdvan gibi topuklara dokunarak artistlik yaptığımız günleri söylemem gerekir.
Süleyman Demirel taklitleri, dizi karakterlerinin repliklerinden sonra kendimi Beşiktaş’ a benzetmeyi uygun gördüm. Siyahı beyazı ve mütevazı duruşu bıyık altından kendime benzetirdim. Bıyığın esamesi okunmasa bile..
Adı duyulmamış oyuncular alıp, onların hayatımızı değiştireceğini sanarak, onlardan kurtulmakla uğraşırdık.
Aynı benim gibi
Kaynağını çözemediğim "asaletin" üstümde aynı Beşiktaş’ ta durduğu gibi durduğunu sanırdım.
Yenilmeden şampiyon olduğumuz seneyi bir savaş yarası gibi ömrümün sonuna kadar gösterecektim, savaşı kaybetmiş olsak dahi.  Muharebe kaybedilmiş olsa bile, bazı cephelerdeki zaferlerimizi ve kahramanlıklarımızı gölgeleyemez.
Aynı benim gibi.
Ne zaman pahalı transferler yapıp lige başlasak, hüsran yaşamak bir alışkanlık olmuştu.
Aynı benim gibi.
Kendimizden çok emindik ve çok güçlüydük fakat çok güçlü olmak bizim karakterimiz değildi. Biz filmin ortasında senaristin küçük bir oyunla aklımızı karıştıran adamıydık.
Bazı istatistikler ve araştırmalar, Beşiktaş’ ı tutanların futbolla ilişkisi zayıf olan kişiler olduğunu gösteriyordu. İstatistik, uydurukçuluğun içten pazarlık sadrazamı değil de nedir? Uydurukçuluk bir sanattır. Buna hiç şüphe yok. Bir yalanı inandırmak için türlü enstrüman kullanıyorsanız, onun en göz alıcı gözükmesi için insan üstü bir çaba gösterip, kusursuz hale getiriyorsanız, o artık sizin şaheserinizdir.  Yapılan istatistik beni gerçekten kapsıyor. "Aferin onlara!" Benim hayatımda gittiğim tek maç Sarıyer-Galatasaray maçıdır. Maça tabii ki Eşref’ le gitmiştim. Kemal Amca da nereden estiği belli olmayan bir rüzgarla Eşref’ i, dolayısıyla beni Yusuf Ziya Öniş Stadı’na bir maça götürmüştü. Sarıyer tribününde mavi-beyaz atkılarla izlenen, sonucu belli, Metin Mert' li maçtan sonra futbol kariyerim de sona erdi. Maçtan ne hatırladığım gerçekten de okuduğunuz kadar. Çünkü ne sıkıldım ne de çok sevindim, sahada Madida, Ali, Metin, Bako, Nartallo yokken neyi merak edebilirdim ki?
İstatistiklere göre SSCB’ nin nükleer silahlar için harcamış olduğu kaynak ve emek, büyükbaş hayvancılığa harcanmış olsaydı her evde 2 büyükbaş olurdu. Süt, et, giyim ve ısınma masrafları azalır, dünyamızdaki açlık bir nebze giderilebilirdi. Paranın geri kalanıyla büyükbaşların evrimi, belki de evrim tamamıyla anlaşılmaya çalışılabilirdi. Evrim teorisi belki çöker, belki de kanunlaşırdı. En azından dünyamızda bir kavga son bulurdu. Kavgam yeterince yaygınlaşıp, okunup anlaşılsaydı, Hitler’ in hain emelleri İngilizler ve Fransızların gözüne sokulup, savaş belki başlamadan bitebilirdi.

Okuduğunuz gibi ben iyi bir uydurukçu değilim. Çünkü sizde ufacık bir acaba hissi uyandıracak kadar dayanak, istatistiksel veriyi, uzman görüşünü sunamıyorum.

Yazdıklarımdan geçmişe bir öykünme, nostalji rüzgarı da veremeyen ben, hüsrandan başka ne hissettirebilirim ki sizlere?
Mailime “Kahramanım” başlığıyla gelen reklam hilesine aldanıp açan, Beşiktaş gibi bir adamım. Şerefli ikincilikleri, gol makinesi sanılan çamaşır makinelerinden umudu olan bir adamım.

Beşiktaş sen benim herşeyimdin."

29 Mart 2014 Cumartesi

Beştaş!!!

Bu gece nedense Gordon Milne psikolojisi ile yazmak istediğim bir kaç satır var.Seçim yasaklarım zaten daha önceden başladığından bir hikayeyle bu geceyi ballandırmak isterim. 0-5 yaş çocuğu iken daha oyuncaklarla kendimi yaralama tehlikem varken bazı telkinlerle Fenerbahçeli yapılmıştım. 5-1' lik Beşiktaş maçlarından sonra bile attığımız 1 gole sevinirdim. Bu nedense bana bir mutluluk verirdi. "Arkayı Fenerleyelim beyler" diyen minibüsçüleri bile hatırlarım. Babamın beni Beşiktaşlı yaptığı gün, kazanan tarafta olmak ve yenileni terk etmiş olmak bir burukluk verse de o burukluk çok çabuk geçti çocuk kafamdan. Ben artık, Gordon Milne, onun asker arkadaşı İngiliz futbolcular, dünya güzelleri Recep, Kadir, Ulvi, Gökhan, yeni yeşeren Metin, Ali ve Feyyaz' lı bir takımla zaferleri izlemeye alışmıştım. Bako ile yenik başlangıçlar ve mutlu sonlar kitaplardan önce tanıştığım bir dava haline gelmişti ve her nasılsa iyi adamlar gibi kazanıyorduk sonunda. Üstelik zengin de değildik. Bolu da borç harç kamp yapan bir takımdık. Gordon Milne, kıt kanaat geçinen bir ailede, çalışıp, kendisi tatmadan herşeyi tattırmak isteyen bir abiydi. 1-0' lar, 0,5-0 galibiyetlere razıydık. Herkes gibi yalıda oturma hayalimiz yoktu, yalnızca kiradan çıkmak istiyorduk. Her nasılsa, mahallenin gururu olan üniversite kazanmış çocuklar gibi de başarıyorduk.

Gordon başkan şampiyon takımı yapamayınca, Süleyman Seba onu kovmazdı. Vefa, güven, bildiğimiz tüm babacan kavramlarla işine devam ederdi. Şimdi idrak ediyorum ki ben futbol izlemekten haz alan bir adam değilim, sadece bu güzel hikayeyi iyisiyle kötüsüyle izlemeyi seviyordum. O yüzden Beşiktaş her zaman Gülşen Bubikoğlu olarak kalacak. Hülya Avşar, Türkan Şoray değil Gülşen Bubikoğlu.

Milne başkan hiç gülmezdi ama hiç de üzülmezdi. Çocuk kafam onu sevemezdi, korkardı. İşte bu gece de ne sevinç ne de bir üzüntüm var. 1-0, 0.5-0' lara razı, şerefli ikincilikleri idrak etmiş bir şekilde oturuyorum ve bekliyorum.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

2000 Delegasyonu


"Vote for Palpatine. Vote for the Empire. Make Mon Mothma vote for him too. Be good little Senators. Mind manners and keep your heads down. And keep doing all those things we can' t talk about. All those things I can't know. Promise me, Bail."

- Padme Amidala during the Declaration of A New Order.

Aynı galakside karışık zamanlarda, Yönetime Sadık Kalanlar Komitesi Senatörleri ve diğer politik figürlerin Şansölye Palpatine' e Klon Savaşları' nı bitirmesi için verdikleri 2000 Dilekçesi vererek 2000 Delegasyonu' nu oluşturmuşlardır. Delegeler,  Şansölye' nin Klon Savaşları' nın sonu yaklaşırken yedek güçleri dahi ortaya sürmesinden rahatsız olmuşlardır. Birçok delege Cumhuriyet'te demokrasinin geleceği için korkuya kapılmışlardır. 

Galaktik İmparatorluk kuruluşunda, Emperyal İstihbarat Teşkilatı, Delegasyon' dan 63 kişiden fazlasını tutuklamışlardır. Neredeyse çoğu geçici olarak gözaltına alınmışlardır. Bu da İmparator' un gelecek için herkese çekinmeden göstebileceği bir uyarıdır.

Kashyyk Savaşı' na müteakip, Delegasyon' un yarısı 2000 Dilekçesi' nden imzalarını çekmişlerdir. Geri kalanlar ise Palpatine yönetimine sessiz karşıtlıklarını sürdürüp, Ghorman Katliamı' nda uyanış ve Cumhuriyetin Yeniden Kurulması İttifakı' nın temellerini atmışlardır.

Wikipedia' da Bir Gün Bir Çocuk 1848' e gelirse


Alıntıdır.

...1848 itibariyle devrimci militanların çoğu zanaatkârdı, özellikle Paris’te metal işçileri ve Berlin’de dokumacılardı kitlesel hareketlerin başını çeken. Son birkaç on yıldır, toplumun patlamaya en hazır unsurlarıydılar, çünkü her yerde iktisadi değişimlerin getirdiği sorunlarla karşı karşıya idiler. Avrupa’nın belli başlı devletlerinde artan üretim vasıflı emek üzerindeki vurgunun azalmasına neden oldu ve ustalar ile yöneticilerin iyice arasını açtı. Kuvvetli bir devrimci faktörde, önceden tahammül edilebilir olan koşulların kötüleşmesi ve uzun bir süre sonucunda oluşturulabilmiş olan toplumsal ve iktisadi yukarı hareketlilik imkanlarının ortadan kalkmasıydı; 19. yüzyılın ortalarında bu durum giderek yaygınlaşmaktaydı; çünkü sanayileşme ustalıktan yöneticiliğe geçmeyi daha zorlaştırmış ve vasıflı işçiyi vasıfsız işçi düzeyine indirgemekle tehdit ederek huzursuzluğa neden olmuştur. Çoğu ülkede işleri daha da kötüleştiren nüfus artışının taşradan şehirlere göçe neden olmasından dolayı zanaatkarlar, aşağıdan daha çok baskı görür oldu Hükümetler,zanaatkarların çıkarlarını göz önünde bulundurma konusunda isteksizdiler. Gerçektende, onların çıkarlarına karşı gelen yasalar yaptılar ve Fransa’da, Kuzey İtalya’da ve Alman Konfederasyonu’nun batı bölümünde loncaların sağladığı korumalar kaldırıldı. 1840’larda kimi Alman şehirlerinde ve aynı zamanda Paris, Lyon ve Marsilya’da zanaatkarların huzursuzluğu, nüfusun bu kesimini hemen harekete geçmek mecbur kalacak derecede çaresiz kaldığını gösterdi.1848 bu hareketlerin doruk noktasına ulaştığı bir yıl idi. Zanaatkarlar, 22 Şubat'ta Paris, 11 Mart’ta Viyana ve Prag ve 17 Mart’tan sonrada Berlin sokaklarına çıktılar aynı zamanda Paris’teki geçici hükümetin siyasallarına ve Frankurt Parlamentosu’nun telkinlerine karşı geldiler.

TMMOB' dan bu kadar korkmaya gerek yoktur.


1 Temmuz 2013 Pazartesi

Ghorman Katliamı - 18 BBY Emperyal Dönem

Galaktik İmparatorluk döneminde meydana gelen en elem verici sonuçlara sahip protestolardan biridir Ghorman Katliamı. 

İmparator Palpatine' ın gelişiyle beraber, yayımlanan Yeni Düzen Deklarasyonu, başta herkes için umut verici olarak görülse de İmparator' un sert müdahaleleri ile despotik tarafı gün geçtikçe artmıştır.

Sern sektöründe yer alan Ghorman' da bir grup aktivist, artan vergileri protesto etmek amacıyla  Wilhuff Tarkin' in aracı çevresinde oturma eylemi başlatmışlardır. Bu eylem karşısında Wihuff Tarkin aracını harekete geçirerek, yüzlerce kişinin ölümüne, bir o kadarının ise yaralanmasına sebep olmuştur.

Bu olaylar sonrasında kurulan 2000 Delegasyonu(Delegation of 2000) imparatorluğa karşı isyan başlatmış ve Cumhuriyetin Yeniden Kuruluş İttifakı 17 yıl sonra Cumhuriyet' in kurulmasını sağlamıştır.

Bu olaylar anısına her yıl bir anma düzenlenmektedir.

İttifak bu olayların hatırlanması amacıyla Corelian gunshipe  "Ghorman' ın Onuru" ismini vermiştir. 

"So this is how liberty dies...with thunderous applause"

- Padme Amidala to Bail organa following the Declaration of a New Order


29 Haziran 2013 Cumartesi

Tarkin Doktrini



Merhaba!

Bu yazımızda yine o uzak galakside İmparatorluk sonrası bahsettiğim sert ve gaddarca uygulamalardan bahsedeceğim. Her ne kadar Eski senatör, Şansölye ve sonradan imparator Palpatine' ın o meşhur konuşmasında bahsettiği çöğunluğun yönettiği imparatorlukta maalesef ayrılıkçı seslere, Cumhuriyet' te olduğu gibi hoşgörü ile davranılmamaktadır. Zira İmparatorlk artık çoğunluğu sesidir, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan o günlerde daha fazla ayrılıkçılığa göz yumulamaz.(5-0 BBY* arasında olduğunu tahmin ediyorum çünkü 0 BBY' de bir arbedede hayatını kaybetti Tarkin.)

Tarkin Doktrini' nin ne olduğundan biraz bahsedecek olursak, 5 kısa maddeyle özetleyebiliriz:

- Çalkantılı sistemlerde üstbölgeler(oversectors) kurulacaktır. Bu sistemlerde kurulan bölgeler, isyankâr hareketleri izleme ve karşı hareket izleme imkanı sağlayacaktır. Standart bölgelerin sınırlarına bakılmaksızın oluşturulacak bölgelerde, İmparatorluğun diğer bölgelerine göre daha fazla kuvvet bulundurulacaktır. Buradaki temel amaç küçük çaplı isyancı faaliyetlerin, büyümeden, bir tehdit haline gelmeden durdurmaktır. Üç sektör grubun ortalaması bir Üstbölge'de yer alacaktır.
- Her Üstbölge'ye direk olarak İmparator' a bilgilendirmede bulunacak  bir kişi atanacaktır. Bilgilendirmenin geciktirilmesi  ile politik fırsatlar sağlayacak İmparatorluk  danışmanları etkisizleştirilmiştir.
- İletişim kaynaklarının geliştirilmesi ve Üst Bölge yönetiminin altındaki her bir sektör grubunun bayrak gemilerinde yenilenmiş HoloNet alıcı verici yerleştirilmesi yanı sıra benzer bir altyapı yenilemesinin İmparator' un bayrak gemisinde ve İmparatorluk Merkezi'ne(yani Coruscant'a) yerleştirilmesi
- Galaksinin başa çıkılamayan bölgeleri ile gücün kendisi ile değil; gücün yarattığı korku ile kontrol altına alınması* Çoklu çstbölge grupları ve medyakontrol altında tutularak yaratılacak olağanüstü koordinasyon vasıstasıyla, bütün vatandaşlar üzerinde ezici bir güç izlenimi oluşturulacaktır. Böylece direnmenin manasız olduğu fikri aşılanacaktır.(Resistance is futile.)
- Yeni ve daha güçlü yıldız gemileri ve silahların araştırılması ve geliştirilmesine devam edilerek, isyancı sistemlerde korkunun arttırılması. Vatandaşlara her türlü baskın, hücuma karşı koyabilecek bir silahı, İmparatorluğun sembolü olabilecek bir silahın tanıtımı. Nam-ı diğer Ölüm Yıldızı(Death Star)

Bu kararları açıklamam bundan sonraki yazıları ve İmparatorluğun geleceğini açıklamam için önem arz edeceği için bu yazıyı burada kesiyorum. 

Saygılarımla


"The more you tighten your grip, Tarkin, the more star systems will slip through your fingers."

Princess Leia

* "Rule through fear of force rather than force itself" Grand Moff Tarkin

"Rule through fear instead of through idealistic goverment agencies..." - Palpatine' in cümleyi kendine göre modifiye edişi

Referanslar:


28 Haziran 2013 Cuma

Galactik İmparatorluk ve Diğer Bazı Dış Mihraklar


Bundan sonra yazılarda artık! gerçek olmayan, kral penguenlerin biyografilerine, difraksiyon paternlerindeki ortaya çıkan Fibonacchi serileri ve bunun gibi dişe dokunmayan, gereksiz bilgilere yer var.

"A long time ago in a galaxy far, far away..." diyerek söze başlarsam sanırım galaksimiz dışındaki bir hikayeyi anlatabilirim. 

Galaktik İmparatorluk kurulurken insanların ruhlarına korku, karışıklık salmıştır. Üstelik bunu Galaktik Cumhuriyet üzerinden gerçekleştirerek aslında Cumhuriyeti ve onun yılmaz savunucuları olan Jedi' leri itibarsızlaştırma yoluna gitmiştir araya girerek belirtmek isterim ki Galaktik Cumhuriyet hatasızlığını ya da  basiretsizliklerinin de bulunduğunu söylemek isterim.

Örneğin Kaleesh yeraltı zenginlikleri ve doğası ile galakside ilgi çekici bir gezegendir. Huk tarafından sürekli olarak tacize uğramaktadır. Bu tacizler iki halkı savaşla karşı karşıya bırakmış ve Huk' un Senato' da etkinliği ile Galaktik Cumhuriyetin Huk tarafında savaş müdahil olması ile son bulmuştur. Kaleesh kaybetmesine rağmen Cumhuriyet ciddi bir yara almıştır. Çünkü büyük bir düşmanı yani General Griveous' u karşısına almıştır. Cumhuriyet' e gerçek anlamıyla düşman olma hakkı olan bir düşman edinmiştir. 

Galaktik Cumhuriyet içerisindeki ayrılıkçı düşünceler Ticaret Federasyonu(Trade Federation), Techno Birliği(Techno Union), Ticaret Loncası(Commerce Guild), Galaksilerarası Bankacılık Klanı(Intergalactic Banking Clan) ve Şirketler İttifakı(Corporate Alliance)  tarafından dile getirilmekteydi. Palpatine kendi öğrencisi olan Kont Dooku' yu iktidar haline getirerek bu ayrılıkçıların Bağımsız Sistemler Konfederasyonu(Confederacy of Independent Systems) haline gelmeleri ile devam etmiştir. General Griveous ise bu konfederasyonda general haline gelmiştir. Karşıt olunan Cumhuriyetse ve güçlülerse Griveous taraf olmakta hata görmemiştir. Hatta Griveous o kadar güçlü bir figür haline gelmiştir ki Kont Dooku tarafından suikastle yok edilme aşamasına gelmiş ancak başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 

Galaktik Cumhuriyet' teki karışıklıklar dönemine bakacak olursak ki-Cumhuriyet 25.000 yılı aşkın süredir devam etmektedir-, çeşitli tehditlerin üstesinden geldiği dönemler olmuştur ancak İmparatorluğa geçiş döneminde Şanşölye Palpatine hem Cumhuriyetin başında yer almakta, hem de ayrılıkçı güçlere desteğini farklı piyonları ile sürdürmektedir. Cumhuriyet' in şansölyesi Cumhuriyet' in güvenliği için denetimleri ve silahlı kontrolü her geçen gün arttırmakta, kendisine doğrudan bağlı gizli polis teşkilatını güçlendirmektedir. Jedi' leri ise saf dışı bırakma çabası da takdire şayandır. Aslında Palpatine' ın senatörlüğe kadar yükselişi zaten yapacaklarının teminatı olarak düşünülebilir. 

Ticaret  Federasyonu ve onun müşterilerinin Senato' da oldukça fazla yer tutması, Palpatine' in Senato' da yer alacağı ve Büyük Planın uygulamaya konulması için bulunmaz bir fırsattı. Kan dökmekten çekinmeyen Palpatine ve Darth Plagieous, Senatör Vidar Kim' e suikast düzenleyerek yerine Naboo Senatörü olarak Palpatine' i seçtirmiştir. Palpatine Senato' daki faal davranışları, konuşmaları ve teorileri ile kısa sürede tanınan ve saygı duyulan bir Senatör haline gelmiştir. Jedi Öğretisine bağlı Jedi'ler, askeri ve siyasi kanattan kurduğu kuvvetli bağların üstüne Ticaret Federasyonu' nun Naboo' yu işgali ile başlayan süreçte Valorum ve hükümeti zayıflayarak düşmüş, Senato' daki haklı itibari ile güvenoyu alarak Palpatine Şansölye seçilmiştir.

Naboo' daki Klon Savaşları' nda kendisi Cumhuriyet'in başında olup, karşısında öğrencisi ve ortağı Kont Dooku yer almaktadır. Savaş sonrası halkın sonsuz desteğini alan Palpatine Galaktik Anayasa' da bir dizi değişikliğe gitmiştir. Cumhuriyetin ilkeleri ve Senato' nun gücünün zayıflatılması sebebiyle Jedi Konseyi harekete geçmiştir. Şansölye ise kendisine ve dolaylı olarak Cumhuriyete karşı girişilen bu hareketi ihanet olarak nitelendirerek, milyonlarca klonuna acımadan Jedi Konseyi' ni ve Jedi'lerin büyük bir bölümünü ortadan kaldırarak Cumhuriyete son vermiş, İmparatorluğu' nu ilan etmiştir ancak ironik olan kendi yarattığı isyancılar ve bu hareketin büyümesi İmparatorluğun sonunu getirmiştir. 


Galaktik İmparatorluk kurulduğunda en dikkatimi çeken konuşma şu olmuştur:

"Biz çoğunluk tarafından yönetilen bir İmparatorluğuz! 
 Yeni bir Anayasa ile yönetilen İmparatorluk!
 Politikacıların değil, yasaların İmparatorluğu!

 Kendini yalnızca toplumun  refah ve güvenliğine adamış bir  İmparatorluk!
 Biz binlerce yıl sürecek bir İmparatorluğuz!"

İmparator Palpatine


Saygılarımla


Değil ülkemizle, değil bizim sistemle, gerçekte bile olmayan bir tiranlığın hikayesini dinlediniz.




15 Haziran 2013 Cumartesi

Son Şarkılarım



Geri dönüştüm. Farklı hatırlatıcılarla gelişimi açıklamak istiyorum.
Dönüşüm Kayahan tipi ya da Süleyman Demirel tipi olmayacak fakat Kızıl Ekim' deki gibi denizaltımı kaçırmış da olabilirim, Sarı denizaltı ile Pepperland' de Blue Meanies ile kapışmak için de çalışıyor olabilirim. Ancak şunu  biliyorum ki;

"Together we stand, divided we fall"

Zafer semadan değil, denizaltıdan gelecektir.



NOT: 
1) Gökten 3 TeaSub düşmüş, biri bana, biri kaybedene, biri de bana ulaştırana!

2)Geri dönüştüm çünkü olduğum insanın dışına çıktım. 


for sari denizalti; n=1:0.1:29


Bunları kimseye anlatamıyorum, zaten genellikle anlatamıyorum. Anlatım bozukluğuna sahibim hem de kronik. Kafamda herşey doğru giderken, konuşmam; genellikle şarampole yuvarlanmış araba gibi çıkıyor. Sonunda duyduklarınız kafamdaki kadar net ve akıcı olamıyorlar. Ne yazık benim için.
Bazılarını anlattıkça manası yitiyor. Resim dersindeki dağlara, camilere benziyor. Ben bile tiksiniyorum.

Neden hala unutamadığım şeyler olduğunu bulsam bile size anlatınca çok komik oluyor. Ben de gayrı ihtiyari gülüyorum. Halbuki unutamadığım şeyler bazı anlarda hepimize acı veriyorlar. Arkadaşlarının böyle şeylerden yıkıldığını gören iyi arkadaşlar, kızar gibi yapıp sizi yukarı taşıma çalışmalarını görünce, "Beni bırakın siz devam edin" demek istiyorum veya "Hocam, devam edebilirim." demek için can atıyorum.  Çünkü benim  zaaflarım var.
Kişi zaaflarından kurtulunca mı yoksa onları kontrol ederek mi üstün yaşam formu olduğunu kanıtlıyor bilmiyorum ama evi Nepal' de kalmış Slovakyalı bir salyangoz ruhum.

Bir çeşit manifesto bu ve zaten okuyan bir tek kişi olacak diye düşünüyorum. O da bu yazdıklarımı cümle içinde kullanıp kelime bilgisinden okuduğumuzu anladık mı kısmına geçecek. Arkadaşının hala bazı konulardaki hassasiyetini kaldıramayacak, yine bir gece konuşacaklar, uzunca bir gece. Geceden bahsetmeden.

Kararlar alınacak, karartma  uygulanacak. Sıkı yönetim içinde gizli kapaklı işler yürütecek, pardesülü adamlara yandan bakılacak. Kapandı sanılan dosyalar arşive varamadan bazı ellerde dolaşacak. konu hep ellere gelecek.

Hiçbir şey olmamış gibi, sanki daha iyi varmış gibi...

Oysa ki ben nedenler duymak istemiştim. Hepimizin bildiği genel geçer sözler değil. Ben neyi nasıl görmediğinizi değil, neden göremediğinizi, eksikleri, eksik sandıklarımızı, boşluğu doldurulamayacak şeyleri, sıcağı, soğuğu, içimizden gelmediği için bitiremediğiniz şarabı, tatilde güneş altında yatmaktan neden hoşlanmadığınızı. Beni ben, sizi de siz yapan ya da sen diyememe sınırını koyan şeylerin hepsini.

Bitiyor mu? Tabii ki bitmiyor. Artık herkes iyi ve herkes kötü oluyor. Kitaplardaki en doğru bulduğumuz sözlerin söylenmesi bile düzeltmiyor olan biteni. Ben yine başladığım noktaya istemeye istemeye dönüyorum 9' da yatağa gider gibi.




Birgün, bir yağmurla garip garip 
 -Çoluğu çocuğu terk edeceğim.- 
Bir sevgiyle doymayacak kalbim, anladım 
 Alıp başımı gideceğim.

Asır yirminci asırdır, amenna 
Bir yanımda sevgilerim, bir yanımda sancım 
Neon lambaları büsbütün karartır gecemizi 
Uzaklar daha uzaklaşır 
Bir define çıkarır gibi kayalardan, 
Ademden beri 
Sımsıcak sevgilere muhtacım. 

Bir gün alıp başımı gideceğim -
Yıldızlar ışısın, yollar üşüsün, yollar...
Belimi bir ılık şal sarsın, mavi 
Hüzünlü bir serencamın ardından, şarkısız 
Rüyalarım unutulmuş bir handa pes desin 
Görmüş geçirmiş bir çift duygulu dudak karşısında.

Kendi kendine çekilmez oluyor ömrüm 
Her insanın ayrı ayrı yaşayabilsem kaderinde 
Diyarı gurbette kanlı bir aşk 
Bahtsız bir çocukluk uzak köylerin birinde 
En uzak beyazlar, 
En yakın ikindilerde, duygulu 
Ve bir sahil meyhanesinde bir akşam 
 İçip içip ağlasam...

Nasıl kısa kesmeli bilmiyorum? 
Herkesin derdinden pay isterken. 
Uzak kaderlerin suları çağlar simdi 
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.

Birgün, bir parkta otururken, biliyorum 
Bir el yağmurla dokunacak omuzuma 
Bir çift göz, bir davet, bir kalp 
Çoluğu çocuğu terk edeceğim. 
Yapraklar dökülecek, çiçekler solacak 

Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak 
Toprak ve insan kokularıyla, 
 ğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için 
Başımı alıp gideceğim.

Turgut Uyar

21 Kasım 2012 Çarşamba

İstiklal Marşı ve Kapanış

Bu blogun da sonuna geldik. Yayında ve yapımdaki gösterdiğim özensizlik için başta ve sonda kendime teşekkürü bir borç bilirim. Kapanışı da bu şekilde yapmak daha özenli olabilir diye düşündüm:


Yaşadığım çağ bunlar için elverişsiz diyor biri
Zaten herkes söylenmek peşinde
Azade ruhum tertipsiz bir tavırla
kayalara tırmanır,
Yüzyılları karıştırıp içlerinden ne geçerse
krallar, toplar, yontulmuş taşlara sarılır

Taze zerzevatların yeşili bir pencereden sarkıyor
Tutumlu bir kadının eli sarılıyor
hemen benimkine fakat
Darbeler bizi yıldıramaz!
Sondan önceki bahar da darbe çağrısında bulunmuştu
Çiçekler takan kadınlara
Sofrasına vazoda çiçek koyanlara
Tüketilen eforlar kalorimetrelerde,
türlü metrelerle toplanıp, kağıtlara oradan da düzlüklere yayılır
Düzlükler tarihin kurtuluş çabası değil mi?
Gerisi matbuat...

Kim haklı?
Elinde anahtarlarıyla kapıda kalan N.F.
Uzun ismi için akıl yürüten mi?

Zulm karşısında sevinç
Kavgaya koşarak gidiş
Mart ayında elleri nasır tutan yalnız,
Samanları  ve sıcağı şehre taşıyan karpuz sergisindeki terli bıyık mı?


29 Şubat 2012 Çarşamba

Sonsuz Girişim

Sonsuz girişim kendi adımını uyguluyor
-kendini sevmeye atamış bir şaşkın
güneşin doğuşuna seviniyor-
üstelik bir ceylanın gözünü seviyor
bir ineğin ıslak burnunu
alışılmış diye
tam o sırada tüm görkemiyle
temmuz geliyor
sanki gitmemek üzere
koltuğunda taze nohut
ve hazirandan kalma çiçekleriyle
fındık, karpuz vesaire

hiç sevmiyorum ortodoks ihtiyar karıları
-yaşlı kadınları demek daha kibar bir deyim-
ama hiç sevmiyorum yaşlı ortodoks karıları
başlarında bir topuz
apışaralarında bir maden sanki
Taksim' de gelip gidiyor
Tünel' de gelip gidiyor
sonra bir yerde
sonra bir yerde gelip gitmiyor
rüzgârda
tavanarasında
uçkurunu çözerken
gelip gitmiyor

bir ölüm kokusu kalıyor ki
insan koklamak istemez
ne yapılır yani
deli atlara binsem olmuyor
yok sayıyorum, varlar
yani o başı ceviz topuzlu kuru karılar
kuru da değil
çözük ve bağlı
ıslak topukları pomzayla ufalanmayan
ıslak pomzaları ufalayan

sonuç bir olgudur
çay ve oraleti tiryakilerini yorumlayan
-yorumladığı

herkes nasıl durmuşsa öyle söyler
ben de nasıl durdumsa öyle söyledim
ağaçlar, çiçekler güzeldi derken
ayırmak istemedim onları
oysa bilirdim tek tek adlarını
sütleğeni övseydim sözgelimi
küstümotu küserdi bana
ölçülerim içinde tüm güzellikleri
tanıdıktan sonra
isyan bir yaşamadır boylu boyunca
uskura
denize
pulluğa
motor sesine

sonunda bir örneğe vardım
sakindir dünyanın akşamları
kendine uygun kişiliği bekler
ve tanrı uykusuz
yorgun bedeniyle
yerini alacak
bir ölümlüyü

Turgut Uyar, TOPLANDILAR(70-73 Notları)


NOT:Bu şiirini maalesef internette aradımsa da bulamadım.Şayet biriniz kütüphanede kitabı aramaktansa internette var mı bir bakayım, okuyayım derse diye burada bulunsum istedim. Sayın girişimciler;

Sarılıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.


3 Şubat 2012 Cuma

Daha önceki bir yazımda belirttiğim üzere - burada atıf aldım.- İngiliz Merkez Bankası çok kral.

Yeni numarası da ekonomik krizin İngiltere' yi vurmayacağını göstermek için altın rezervlerini basına göstermiş. Külçe külçe maşallah parıldıyor. İkinci Dünya Savaşı' ndan kalma bir yer altı barınağı sanırım gösterdikleri yer. http://www.gold.org/government_affairs/gold_reserves/ buradan dünyanın en büyük rezervlerini görme şansınız var.

Birleşik Krallık' ın gösterdiği rezervle ilgili halkta güven hissiyatı oluşmuştur umarım. Altın rezervleri sıralamasında 18. sırada yer alıyor. Ben Fort Knox' un fotoğrafını düşünemiyorum bu günkü görüntüden sonra.
Ağustos 2011 itibari ile ABD 8.965,6 ton, Almanya' nın elinde ise 3.743,70 ton altın bulunuyor.

Herneyse bu kadar gevezelik yeterli.

Ciao!


Ek: İngiliz Merkez Bankası elinde 156 milyar sterlin değerinde 4.600 ton altın ve diğer değerli metal olduğunu belirtmiş. Kaynak:Milliyet 


Ya bir Allah'ın kulu ekonomist bir izah etse ya bunu

2 Şubat 2012 Perşembe

Notodden


Selam,

Barış Manço' nun ölümünün 13. yıldönümü şerefine bir Sarı Çizmeli Mehmet Ağa paylaşamadım ya da mezar başında akordu kaçmış gitarla Gülpembe çalamadım ancak kendisinin şerefine dünyanın kuzeylerinden bir noktaya yer veriyorum. Kuzey derken referansım üst. Dünya'nın evrendeki bulunduğu noktadan kuzeyi gibi astrofiziksel hususlara girmiyorum.

Bu güzide nahiyemiz Notodden. Norveç' in güneyinde ama yeterince kuzeyde bir kasaba. Ya arkadaş çıkıntılık yapmak için gittin burayı mı beğendin diyen arkadaşlarımı dinliyorum ve cevap hakkımı kullanarak evet diyorum.  Havası, suyu, südü güzel kasabada bir müzisyen yoğunluğu var ki aklım durdu. İsimleri arka arkaya yazayım da kalabalık gözüksün: Ihsahn, Mortiis, Peccatum, Starofash, Leprous, Emperor ve Seasick Steve benim bildiklerim.


Kırşehir' e gitsem Boztepe kasabasına ki gerçekten böyle bir yer var. En genel kelimeleri kullanarak "random ilçe generator" olarak çalışmadım. Orada da belki bu sayıda ve kendi tarzında benzer nitelikte sanatçılarımız vardır ama ne yapalım ben bunları seviyorum. Kasabanın blues festivaline Glenn Hughes' un gelmesi de cazibeyi arttıran niteliklerden biri.

Kasabanın bir çok özelliği vardır muhakkak merak edenlere wikipedia diye çok acaip bir site var oradan bakmalarını tavsiye ediyorum. Öyle bir site  ki geçtiğimiz hafta bir günlüğüne kapandığında ciddi bir boşluğa düştüm.

  Bugünlerde ilgilenmek zorunda olduğum katma değer, maliyet gibi konularda karşılaştığı en muhteşem örnek Wikipedia. 2010 yılında 16 milyon dolar bağış toplayan Wikipedia' nın toplam 45 çalışanı var. Yani Türkiye' de 45 çalışana sahip orta ölçekli bir KOBİ hayalini bile kurmadığı bir gelir. Şöyle düşünecek olursak, Kırşehir Boztepe' ye geri dönelim. İlçemizin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Ayrıntılı  bilgiye http://boztepe.gov.tr/boztepe-tanitim/50-ilce-ekonomisi.html ulaşabilirsiniz. Verilerden de görüleceğe üzere yaklaşık 10.000 büyükbaş, 13.000 küçükbaş ve 5.000 kanatlı hayvanın yanı sıra, tahıl yoğunluklu tarım faaliyetleri Wikipedia' nın 45 kişi ile sağladığı katma değeri sağlaması imkansız gözükmektedir. Notodden' in elinde bulundurduğu enerji ve sanayi kuruluşları(bkz:Norsk Hydro)Wikipedia ile karşılaştırılabilir belki.

Konumuza geri dönelim. Notodden' e  yerleşsek belki bana da bir albüm yapar Ihsahn. Ihsahn diyorum da apartman yöneticisi ismi gibi duyuluyor bize fakat iyi müzisyen. Müzikal evrim nasıl olur gördüm kendisinde. İşte Notodden' e gitsem 5. biradan sonra İhsanım diye başlayan cümlelerimle bunları anlatırım.

NOT: Yine Ihsahn' ın firmasından(Mnemosyne Productions) 2011 yılında  çıkan Leprous- Bilateral albümünü tüm rahatsız bünyelere tavsiye ediyorum.

Ciao!

18 Ocak 2012 Çarşamba

Şarkının varlığı Türk varlığına, bloğa ve yılbaşına armağan olsun.


15 Ocak 2012 Pazar

Everyone in the world is good, every one of them. The world is a good place. We may be bad, but the world is a good place. We’re bad and good, both bad and good…”


Fyodor Dostoevsky, The Brothers Karamazov 

14 Ocak 2012 Cumartesi

....Zaten bu dünyada çoğunluğu herkesin kendine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar Vüs'at O.Bener okurudur.

Barış Bıçakçı, Sinek Isırıklarının Müellifi, sf.114, 2011

29 Aralık 2011 Perşembe

Devrik Yıla Koçaklama

Merhaba,

Yarın tahminimce yazmakla uğraşmayacağımı düşünerek, bugünden yazıyorum. Herkes 2011' in çarpıcı olayları  hazırlıyor ya, burada onların hiç biri  olmayacak, olsa da zaten okunmakla ilgili çeşitli sıkıntıları olan blogumun, yine ilginiz dışı çarpıcı olayları ile daha da uzaklaştıracak.

2011. Her sene daha iyi olacaksın diye bekliyoruz. Gelen seneyi o kadar benimsiyorum ki, Eylül'den itibaren yazmaya başlıyorum her yere. Senetlere, defterlere, sözleşmelere...ama her sene beni hiç şaşırtmaz şekilde Eylül'den beri yazılan adının üstünü çizdiriyorsun. Sıradanlaşıyorsun. Bugünün ayın kaçı olduğunu sormaya başlıyorum. Yanına da seni yazıyorum. Hangi yıldayız diye sormuyorum. Sorsam hemen o yaptığın saçmalıklar ortaya çıkacak.

2011 sen ne yaptın bu sene?  Afrika' ya aklın sıra demokrasi getirdin. Bana da böyle yapıyorsun her sene şaşırmadım. Ne bileyim Meksika Körfezi' ni de mahvettin, Van da yerle bir oldu, Japonya da. Çok şımardın.
Kanal Projesi çıkardın durup dururken. 2011 neler geçiyordu aklından? Gary Moore da ölmüş. Ben askerdeyken yaptın bunları. Sonradan duyunca çok üzülmemem için. Bu konuda hassassın kimi sevsem, kim beni sevse....Salinger okumaya başlarken, onu öldürdün. 2010 yaptı onu, sana değil sözüm.

Giderayak Kim Jong-Il' i götürdün sesimi çıkarmadım da Hasan Mutlucan' dan ne istedin?

Hadi 2012, ha gayret. Seni de yazdım Eylül' den beri. Diyorlar ki, sen dünyanın sonu olacakmışsın. Öyle olursan, kesin en güzel yılımı yaşatırsın bana. Şımarmamam için de sonunu getirirsin.


22 Aralık 2011 Perşembe

Arkadaşlık, Çeşitli Hinlik ve Bazı Günahtan Bozma Laflar

Merhaba, Ben hep Türkler'in en iyi arkadaş olduğunu sanırdım. Hayır! Türk' ün Türk' ten başka dostu yoktur gibi bir açıklama değil. Ne bileyim en sıkı, böyle birbiri için herşeyi yapacak tipte insanlar hep bizim insanımız sanırım. sanıyorum da zaman zaman. Bu fikrimdeki değişiklikler yakın zamanda oldu. Belki de ifade edemiyoruz arkadaşlıklarımızı, reklamını iyi yapamıyoruz.

 Uzatmayacağım konuyu. Roger Waters ve Syd Barrett' i düşündükçe insan arkadaşlıklarını sorguluyor aslında. Hepimizin çok iyi arkadaşları var. Benim de çok kilit bir ekibim var maalesef onları burada tanıtmak gibi bir misyonu üstlenmeyeceğim. Ne de olsa onlar benim arkadaşlarım, sizin de olmayacaklar. Üstü bende kalsın.

 Roger Waters hala Syd dendiğinde gözleri dolabiliyor, belki de sayesinde gezegende yapılmış en güzel şarkı, tahminleri bozarcasına bir kadına değil, bir arkadaşa yazılıyor. Bazı kitaplar, sevgiline, kur yaptığın kıza iki üç cümle atman için değil, bildiğin arkadaşlıklarını anlatıyor.

 Senelerdir itip kaktığım, kapıcının sınıf birincisi oğlu Ankara' da böyle bir şehir oldu. İstanbul' da hep aşk, seviyorum ölüyorum derken, Ankara arkadaşların şehri gibi geliyor bana. Ankara 19 Mayıs oldu mu beraber insandan kuleler yapıyor, kartonları hep beraber kaldırıp kocaman resimler yapıyorlar, İstanbul ise bir günlük tatili birleştirip kaçmanın derdine düşmüş oluyor. Üstümde Ankara baskısı birikti. Hasan Ali Toptaş, Barış Bıçakçı, Behzat Ç ve Arı Stüdyoları...

19 Aralık 2011 Pazartesi

Baharat

Selam!

Bugün yılbaşı vesilesiyle baharatlardan bahsetmek istiyorum. Giriş kısmında yalandan bir kılıf uydurduğumuz yazımız kıvamına geldiğine göre artık gelişme kısmına yavaştan kayabilirim.

Akşam yemekte süper hızlı yediğim ve televizyonla alakasız olduğumdan masadaki baharatlara daldım. Şu ağaçtan mı, bu nasıl bitki derken baya kafalar karıştı. Allahtan tuz madeni diye bir şey var da o, bu tartışmanın dışında kaldı. Bildiğin asil baharat ya. Tuz baharat mı mesela bu da bir soru? Çünkü domates meyve mi sebze mi? Yok tohumu, yok çekirdeği derken konu dallanıyor.

Herneyse asıl varmak istediğim nokta bu baharatlar ağaçtan mı, çiçekten mi böcekten mi nereden olduğunu öğrenmekti. Karabiber ağaçtır oğlum denmesini es geçerek hemen kimyonu sordum. Babam aynen köfteyi yemeye abandı. Annem de benim tabağımı aldı önümden. "Hakikaten ağaçtan mı çiçek mi bilmiyoruz bak!" dedi. Ben de lafı fazla uzatmadan ellerimi yıkadım kalktım sofradan. Bu her günün akşamına benzeyen bir akşamdı. Genellikle yemek sonrasında birşeylere göz gezdiririm ama bir yazı, sokaklar, televizyon. Hareket içeren herşey. İşte böyledir Petersburg geceleri.
Çok zaman kaybetmeden Bay Nortovsky ile çıkıp Nevsky Caddesi'ndeki bir dükkana uğradım.

Kafama takılan bu sorular sonunda aydınlığa kavuştu:
- Kimyon, maydonozgillerden bir bitkidir.
- Karabiber de bir bitkidir. Tohumları falan var.
- Ege zaten bir göl değildir.
- Vanilya da bir bitki. Çiçeği falan beyaz.
- Bir tarçın ağaç.

Köfte baharı falan bitki olacak cinsten bir şey değil zaten.

Sonra "Elveda dostlarım!" diyerek uzaklaştı Doktor Nortovksy. Laf kalabalığını pek sevmediği gibi yanındaki insanları da korkutup kaçırmak gibi bir mahareti vardır ekselanslarının. Bu da taşradan gelmiş olan kuzini Madam Politoyeva' yı görmek için sıradışı bir çaba gösterdiğini değil, aksine kişiliğini ortaya koyduğu için çok da yadırganmamıştı.