Televizyona ilk reklamını veren büyümekte olan Anadolu Kaplanım,
Bu reklam ajanslarına kanma. Farkındayım şirket içinde o mutluluk, oradan oraya koşuşturma halinde televizyonda yayınlanacağı saati bekleyişiniz takdire şayan ancak 3. sınıf,Halil Pazarlama kıvamında jinglelarla, ortalama bir ücrete sahip reklam kuşağında kendinizi helak etmeyin. Siz ki ne develüasyonlar, ne krizler atlatıp bu noktaya geldiniz. Yapma o parayı, Halil Pazarlama'ya harcayıp ne beni üz, ne de kendinle dalga geçir. Diyorsun reklamın iyisi kötüsü olmaz ama senin gibi yazıhane sahibi adamlara o işlemez.
Gerekirse çıkarsın reklamda önünde sümen, arkanda deri, anlatırsın işleri nereden nereye geldiğini.
Yazıktır incitme atanı.
1 Ağustos 2010 Pazar
20 Temmuz 2010 Salı
Türkü Turan
Kendisini meğerse ben Mavi reklamında beğenmişim, tekrar görünce fark ettim. Bu yazdıklarımı da eğer her Türk genci gibi kendini google aratıyor ya da medya takip firmasıyla çalışıyorsa göreceğini umuyuorum.
Okan Bayülgen' in programında gördüm kendisini. 2. dereceden görücü usulü sayılır. Dünyanın en güzel kadını değil sanırım ama bir başka hal, tavır var. Burada anlatılacak gibi değil. Hem bunları kendisine anlatırım görünce.
Hadi kal sağlıcakla.
NOT: Burası İstanbul. Reklamı izleyince anladım. İzmir' de hayattan soğuyor, sıcaktan bunalıyor böyle bir araf benzeri yapı.
Okan Bayülgen' in programında gördüm kendisini. 2. dereceden görücü usulü sayılır. Dünyanın en güzel kadını değil sanırım ama bir başka hal, tavır var. Burada anlatılacak gibi değil. Hem bunları kendisine anlatırım görünce.
Hadi kal sağlıcakla.
NOT: Burası İstanbul. Reklamı izleyince anladım. İzmir' de hayattan soğuyor, sıcaktan bunalıyor böyle bir araf benzeri yapı.
3 Temmuz 2010 Cumartesi
Graham Bell Goes To Canniball Corpse
Tüm cep telefonu kullanıcılarına ithafen,
Sevinçperver, aklı baliğ olduğunu inandığım insanlar topluluğu,
her konserde çekilen sahne fotoğrafları, videoları, ses kayıtları gibi her türlü medya evinize döndüğünüzde silinmese bile evdeki, hafızalı aygıtlarınızda atıl kapasite olarak bulunucaklar ve hiç izlenmeden kalacaklardır. Çünkü hepinizin bildiği ve unuttuğu gibi, Graham Bell' in de söylediği gibi, bu telefondur. Birbirinden uzaktaki kişiler arasında sesli iletişim kurma görevi taşır. Kendisine atanan diğer tüm özellikler vahşi kapitalist sistemde tutunmak için cihazlara türlü eklenti katan firmaların ve doyumsuz insan isteğinin ürünüdür. Şayet telefon bir çok görevi tam anlamıyla içinde bulundurmuş olsaydı, fotoğraf makinesi, kamera, müzik çalar gibi cihazlar hala satılıyor olmazlardı.
Hala telefonla çekilen Commodore 64 tipi piksel piksel adamları izleme isteğinde olan varsa, Playstation cafelere yenilik getirip, Commodore 64 Cafe açarak bu açığı kapatmasını bekleyebiliriz.
Konserlerin en güzel tarafı, aklımızda kaldığı kadarıdır. Çekilen fotoğraf değil, kafamızın içinde o günden kalan fotoğraftır üstelik kafa içinde bu görüntü HD kalitesinin de üstünde oynayabilmektedir.
NOT: Seneler sonra Cannibal Corpse' u canlı, kanlı! sahnede izleyeceğim aklıma gelmezdi. Soundcheckin ne demek olduğunu herkese göstermiş oldular. Sesleri sonuna kadar açarak, seslerin patladığı konserler yerine neredeyse albüm kalitesinde dinleme imkanı sağladılar. Corpsegrinder mahlası ile ortada dolaşan grotesk varlık, o ses nedir bir izah eder misin?
Sevinçperver, aklı baliğ olduğunu inandığım insanlar topluluğu,
her konserde çekilen sahne fotoğrafları, videoları, ses kayıtları gibi her türlü medya evinize döndüğünüzde silinmese bile evdeki, hafızalı aygıtlarınızda atıl kapasite olarak bulunucaklar ve hiç izlenmeden kalacaklardır. Çünkü hepinizin bildiği ve unuttuğu gibi, Graham Bell' in de söylediği gibi, bu telefondur. Birbirinden uzaktaki kişiler arasında sesli iletişim kurma görevi taşır. Kendisine atanan diğer tüm özellikler vahşi kapitalist sistemde tutunmak için cihazlara türlü eklenti katan firmaların ve doyumsuz insan isteğinin ürünüdür. Şayet telefon bir çok görevi tam anlamıyla içinde bulundurmuş olsaydı, fotoğraf makinesi, kamera, müzik çalar gibi cihazlar hala satılıyor olmazlardı.
Hala telefonla çekilen Commodore 64 tipi piksel piksel adamları izleme isteğinde olan varsa, Playstation cafelere yenilik getirip, Commodore 64 Cafe açarak bu açığı kapatmasını bekleyebiliriz.
Konserlerin en güzel tarafı, aklımızda kaldığı kadarıdır. Çekilen fotoğraf değil, kafamızın içinde o günden kalan fotoğraftır üstelik kafa içinde bu görüntü HD kalitesinin de üstünde oynayabilmektedir.
NOT: Seneler sonra Cannibal Corpse' u canlı, kanlı! sahnede izleyeceğim aklıma gelmezdi. Soundcheckin ne demek olduğunu herkese göstermiş oldular. Sesleri sonuna kadar açarak, seslerin patladığı konserler yerine neredeyse albüm kalitesinde dinleme imkanı sağladılar. Corpsegrinder mahlası ile ortada dolaşan grotesk varlık, o ses nedir bir izah eder misin?
15 Haziran 2010 Salı
Bulaşık Teli
Bulaşık yıkamak güzel şeydir. Bunları yazarken aylardan Haziran, sıcaklardan çok sıcak olduğunu da söylemek gerek. Ellerinin arasından sürekli su akması güzel bir şey, muhakkak insan doğası ile ilgili bir açıklaması vardır. Bulaşıkların yıkanması kadar, bulaşıklığa yerleştirilmesi de meziyettir. Bu meziyet, genellikle sert usta- çırak ilişkisi ile öğrenilmektedir. Tamamen dizilirken izleyerek olur. Sorulduğu zaman "Ne var ki bunları?" dizmekte diyerek terslenirsiniz ve hatta dalga geçtiğiniz fikri ile ufak bir recme maruz kalırsınız.
Senelerce almış olduğunuz temel fizik bilgisine ters olarak, yan duran bir tencereye sırtını dayamış, normal şartlarda 3(yazıyla üç) kez düşmesi gereken, vatan savunması gibi duruşunu koruyan bardağın duruşu, tabakların arasına sıkıştırılmış olan türlü mutfak malzemeleri beni farklı duygulara gark eder. Aynı şekilde dağlarca bulaşık yıkansa da, 3 bardak yıkansa da sabit büyüklükteki bulaşıklığa bir şekilde sığarlar. İlk yardım çantasına unutulan tentürdiyot gibi hiç kullanıldığına rastlanmayan, bulaşık telini olduğu yerde paslanması ve kullanmak bir kenara dokunulmaz hale gelmesi, bulaşık telinin Türk evlerinin bilinmeyen ritüellerinin simgelerinden olduğunu düşündürmektedir.
Es geçtiğim bir nokta da bulaşığın temizliği ise ıslak bardağa el sürdüğünüzde çıkan sesin desibelindeki logaritmik artış ile belirlenir. Bir süre sonra bu seviye sabitlenir. Telaşa kapılmayınız. Bu yöntem, banyoda saçlarınızın temiz oluş seviyesi ile de gözlemlenebilir.
Saygılarımla.
Senelerce almış olduğunuz temel fizik bilgisine ters olarak, yan duran bir tencereye sırtını dayamış, normal şartlarda 3(yazıyla üç) kez düşmesi gereken, vatan savunması gibi duruşunu koruyan bardağın duruşu, tabakların arasına sıkıştırılmış olan türlü mutfak malzemeleri beni farklı duygulara gark eder. Aynı şekilde dağlarca bulaşık yıkansa da, 3 bardak yıkansa da sabit büyüklükteki bulaşıklığa bir şekilde sığarlar. İlk yardım çantasına unutulan tentürdiyot gibi hiç kullanıldığına rastlanmayan, bulaşık telini olduğu yerde paslanması ve kullanmak bir kenara dokunulmaz hale gelmesi, bulaşık telinin Türk evlerinin bilinmeyen ritüellerinin simgelerinden olduğunu düşündürmektedir.
Es geçtiğim bir nokta da bulaşığın temizliği ise ıslak bardağa el sürdüğünüzde çıkan sesin desibelindeki logaritmik artış ile belirlenir. Bir süre sonra bu seviye sabitlenir. Telaşa kapılmayınız. Bu yöntem, banyoda saçlarınızın temiz oluş seviyesi ile de gözlemlenebilir.
Saygılarımla.
3 Haziran 2010 Perşembe
Mavi Kuşlar
Bluebird
there's a bluebird in my heart that
wants to get out
but i'm too clever, i only let him out
at night sometimes
when everybody's asleep.
i say, i know that you're there,
so don't be
sad.
then i put him back,
but he's singing a little
in there, i haven't quite let him
die
and we sleep together like
that
with our
secret pact
and it's nice enough to
make a man
weep, but i don't
weep, do
you?
Charles Bukowski
Mavi Kuş
Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış, onun için hiç yüz vermiyor
Oysa güzel şarkıları vardı yıldızlara denizlere
Ama söylemiyor ki bizlere
Susuyor.
Suç işlemiş eller gibi
Perondaki boş trenler gibi
Ucu görülmeyen tüneller gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş.
Saksağanın şakası sandılar
Muhabbet kuşları ve papağanlar
Belki de arkadaşındırlar
Kargalar gibi karaladılar
Kırlangıçlar ve serçeler
Bize biraz yalan söylediler
Çok saftık
Zararsız küçük yalanlar gibi
Yağmurdan kaçanlar gibi
Bütün vapurları kaçıranlar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş sanki bir düş
Kaşla göz arasında
Geceyle gündüz ortasında
Sokaklar bile sokaklara kesişir
Gölgeler ki güneşe bağlı
Biz ikimizde öyleyiz
Ama bilmeliyiz
Ağıramamış aydınlıklar gibi
Kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
Hiç sevişmemiş insancıklar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış
Bülent Ortaçgil
Bu iki mavi kuş keşke tanışma şansı bulabilseydi.
there's a bluebird in my heart that
wants to get out
but i'm too clever, i only let him out
at night sometimes
when everybody's asleep.
i say, i know that you're there,
so don't be
sad.
then i put him back,
but he's singing a little
in there, i haven't quite let him
die
and we sleep together like
that
with our
secret pact
and it's nice enough to
make a man
weep, but i don't
weep, do
you?
Charles Bukowski
Mavi Kuş
Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış, onun için hiç yüz vermiyor
Oysa güzel şarkıları vardı yıldızlara denizlere
Ama söylemiyor ki bizlere
Susuyor.
Suç işlemiş eller gibi
Perondaki boş trenler gibi
Ucu görülmeyen tüneller gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş.
Saksağanın şakası sandılar
Muhabbet kuşları ve papağanlar
Belki de arkadaşındırlar
Kargalar gibi karaladılar
Kırlangıçlar ve serçeler
Bize biraz yalan söylediler
Çok saftık
Zararsız küçük yalanlar gibi
Yağmurdan kaçanlar gibi
Bütün vapurları kaçıranlar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş sanki bir düş
Kaşla göz arasında
Geceyle gündüz ortasında
Sokaklar bile sokaklara kesişir
Gölgeler ki güneşe bağlı
Biz ikimizde öyleyiz
Ama bilmeliyiz
Ağıramamış aydınlıklar gibi
Kireç tutmuş çaydanlıklar gibi
Hiç sevişmemiş insancıklar gibi
Gel hiç üzülme
Salına salına uç
Ben gelemem ama sen git biraz dolaş
Mavi kuş her daim sarhoş
Biraz da bize kızmış
Bülent Ortaçgil
Bu iki mavi kuş keşke tanışma şansı bulabilseydi.
24 Nisan 2010 Cumartesi
16 Nisan 2010 Cuma
Frenk-eştayn.
Yok hatalı okumadın, ben Frenkeştayn oldum. Şimdi bu fransızca meselesi ile uzun zamanlardır başım bir hoş.
Frenkeştaynlık bünyemde meydana geldi hem de hissedilir şekilde. Öyle gece yatıp sabah kalktığımda aynada can sıkan sivilce misali değil(Gregor Samsa benzetmesi bekleyenler avucunu yalasınlar, bir buraya girmedi adamcağız).
Edebiyatı bir yandan vurur, diğer yandan kelimeleri yuvarlaya yuvarlaya chanson'lar, filmler malumunuz zaten. Anlayacağınız Frankenstein gibi içine düştüğüm dünyayı anlamaya çalışırken, diğer yandan da sinkaf etmeyi ihmal etmiyorum duruma. Beni Paris' in göbeğine fırlatıp atsanız, acımdan ölür, o güzel yemekler yerine Burger King' lerde menüleri yemek zorunda kalırım.
Tam şimdi konuşmaya başlayacağım artık diyerek yerimden her kalkışım daha da dibe gömülmeme sebep oluyor. En son seslendirdiğim fransızca söz öbeği "Alagardiş far fuy".
Öbek diyorum çünkü hani biri eline tamir için bir cihazı alır, kurcalar, kurcalar sonunda artık cihaz tamir bile edilemez, parçalardan oluşan bir öbek halini alır ya. İşte bu söz öbeği de bu.(Avec Le Temps' den alıntıdır. "a la galerie "j'farfouille" dans les rayons de la mort,") Bu yaptığım istemeden Frankenstein' ın o suçsuz kızı öldürmesiyle aynı benim nazarımda.
Peki o zaman soruyorum. Doktor beni niye bu duruma soktun? Neyse en iyi bildiğim 3 fransızca şey ile bitireyim, zira sonsuza kadar Frankenstein-Frenkeştayn benzerliğini yazmak zorunda kalacağım. Bir Milton' ımız da yok ki yol gösterecek.
Liberté, égalité, fraternité!
ya da
İttihat ve Terakki' nin de dediği gibi
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet!
Frenkeştaynlık bünyemde meydana geldi hem de hissedilir şekilde. Öyle gece yatıp sabah kalktığımda aynada can sıkan sivilce misali değil(Gregor Samsa benzetmesi bekleyenler avucunu yalasınlar, bir buraya girmedi adamcağız).
Edebiyatı bir yandan vurur, diğer yandan kelimeleri yuvarlaya yuvarlaya chanson'lar, filmler malumunuz zaten. Anlayacağınız Frankenstein gibi içine düştüğüm dünyayı anlamaya çalışırken, diğer yandan da sinkaf etmeyi ihmal etmiyorum duruma. Beni Paris' in göbeğine fırlatıp atsanız, acımdan ölür, o güzel yemekler yerine Burger King' lerde menüleri yemek zorunda kalırım.
Tam şimdi konuşmaya başlayacağım artık diyerek yerimden her kalkışım daha da dibe gömülmeme sebep oluyor. En son seslendirdiğim fransızca söz öbeği "Alagardiş far fuy".
Öbek diyorum çünkü hani biri eline tamir için bir cihazı alır, kurcalar, kurcalar sonunda artık cihaz tamir bile edilemez, parçalardan oluşan bir öbek halini alır ya. İşte bu söz öbeği de bu.(Avec Le Temps' den alıntıdır. "a la galerie "j'farfouille" dans les rayons de la mort,") Bu yaptığım istemeden Frankenstein' ın o suçsuz kızı öldürmesiyle aynı benim nazarımda.
Peki o zaman soruyorum. Doktor beni niye bu duruma soktun? Neyse en iyi bildiğim 3 fransızca şey ile bitireyim, zira sonsuza kadar Frankenstein-Frenkeştayn benzerliğini yazmak zorunda kalacağım. Bir Milton' ımız da yok ki yol gösterecek.
Liberté, égalité, fraternité!
ya da
İttihat ve Terakki' nin de dediği gibi
Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)